Sevdim Bir Genç Kadını [Günay Tulun]

Duyar duymaz sevilen şarkılar vardır.
Tılsımlı gibidirler, sarıverirler insanı…
Şu an söz ettiğim de öyle bir şarkı…
Bizler, onu, “Sevdim bir genç kadını” sözcükleriyle başlayan ilk dizesiyle tanırız: "Özleyiş"tir o...

Tango ritmindedir.
İçinde, buram buram sevgi kokan büyük bir hayranlığı barındırır.
Muhteşem bir eserdir.

Güftesinin, Bedri Noyan’a ait olduğu söylenirse de bazı ipuçları, onun ortak bir çalışmanın ürünü olduğunu fısıldar. Sözlerin içinde barınan duyguların, Necip Celal Andel’in kalbinden kopup dudaklarına döküldüğü o kadar bellidir ki... Bedri Noyan, o duyguları bir araya getirmiştir. 
Gelin, o sözleri hep birlikte ve dikkatle dinleyelim; okuyorum:                                          
“Sevdim bir genç kadını, ansam onun adını.
Her şey beni ona bağlar, kalbim durmadan ağlar.
Aşkım hiç sönmeyecek, gitti o dönmeyecek.
Uzun yıllar geçse bile yaşarım hayaliyle.”


Şarkı, daha ilk dörtlükte şifrelerini açar.
Gidip de dönmeyecek olan kim?
Kimdir o, adı anıldıkça Necip Celal'in kalbini ağlatan genç kadın?
Kimdir hayaliyle yaşanacak kadar bağlanılan?
Kimdir o, sönmez bir ateşle âşık olunan? 


Bugün, o güzel kadını hatırlayan çok az kişi kalmıştır.
Güzeller güzeli Evelyn Holt’tur o… 

                                                                                                          
Evelyn Holt, 1908 ila 2001 yılları arasında yaşamış ünlü bir Alman film yıldızıdır. Film yıldızı olduğu kadar da iyi bir şarkıcı... 1926 ila 1932 yılları arasında çok sayıda filmde oynamış; 1933'ten itibaren, Naziler tarafından, yarım kan Yahudi olduğu iddiasıyla sanatını icra etmesi yasaklanmıştır. 1938 yılında İsviçre'ye, aradan iki yıl geçtikten sonra oradan önce İngiltere'ye, ardından da Amerika'ya geçerek Nazi zulmünden kaçmıştır. 

Necip Celal'in "Mazi" adlı tangosunu duyduktan sonra onun sanatına hayran olan Holt, konser için 1933 yılında Türkiye'ye gelir. Söylenenlere göre, Türkiye’ye gelmesinin asıl nedeni, bu hayranlığa bağlı olarak Necip Celal'le tanışma arzusuymuş. 

Öyle ya da böyle, Evelyn Holt Türkiye'ye gelir ve Kadıköy’de, bugün, "Rexx Sineması"na dönüşen ünlü "Hale Tiyatrosu"nda sahne alır. Konserlerinde Necip Celal'in ünlü "Mazi" tangosunu da söyler. Necip Bey'in kendisine ulaşması da bu sayede olur. 


Necip Bey başlangıçta, yabancı bir şarkıcının kendi tangosunu konserde okuma olayını şaka sanıp geçiştirir. Aynı olayı Cumhuriyet gazetesinde okuduktan sonradır ki, Bayan Holt'u arar. Randevulaşırlar. Onu kaldığı otelde ziyaret eder. Tanışırlar. Bayan Holt kendisini son konserine davet eder.   

Neyse sözü fazla uzatıp da kimseyi sıkmayayım. Evelyn Holt, son konserinde de çeşitli dillerde şarkı söyledikten sonra, aniden, Necip Celal’in ünlü ”Mazi” tangosunu söylemeye başlar. O kadar içten o kadar güzel söylemiştir ki, izleyiciler büyülenmişçesine dinlerler. Bir, iki, üç derken defalarca tekrarlattırırlar. Her tekrardan sonra salonda müthiş bir alkış kopar. Tekrarlar esnasında Evelyn, izleyiciler arasında oturan Necip Celal’i takdim eder. Bu defaki alkışlar, "Hale Sineması"nı yıkacak gibidir.
* * *
“Kemanımla ona bir ses verebilseydim eğer,
Bu sesimle ona ersem bana dünyaya değer.
Ne yazık ki deniz engin, şu ufuklar ölgün,
Bin elemle doğuyor her yeni gün.”


Konserin ertesi gecesi, “Suadiye Gazinosu”nda, oldukça kalabalık bir davetli grubunun huzurunda Evelyn Hanım için bir veda yemeği verilir. 
Sabah erkenden ülkesine dönecektir.

O gece, sabaha kadar Necip Celal'le dans ederler.
Bir ara Necip Bey'den keman çalmasını ister.
Kendisi için...

İşte birkaç şifre daha çözüldü.
Ses vermesi istenen keman, engin deniz, ölgün ufuk ve elemlerle doğan yeni gün!

Gecenin şahitleri çoktur ama aralarından ikisi, çok iyi bildiğimiz isimler: Türkiye’nin ilk güzellik kraliçesi Feriha Tevfik'le gazetelerin ünlü Hollywood muhabiri Turan Aziz’dir.
* * *
“Yarın olsun, yarın olsun diye renkler soluyor,
Neye baksam ne işitsem bana bin dert oluyor.
Şu karanlık günün elbet gelecektir sonu,
Kalbim özlüyor onu.” 


Herkes vedalaşır, ayrılır. Necip Bey yürüyerek döner eve...
Yol boyunca romantik duygular içindedir. Evelyn'in sıcaklığı ve sözleri aklından çıkmamaktadır. Dönüş yolunda, ilk nota ve ilk sözler kalbini yakan bir kor gibi dökülür dudaklarından. Neden sonra, yepyeni bir şeyler mırıldandığını fark eder. 

Yepyeni bir şeyler...

Günün ilk ışıklarıyla birlikte, Evelyn Hanım’a ithaf edilen tango doğmuştur. Üzerinde Necip Celal’in kalbinden kopup, şiirleşen sözler vardır. 

Öyle sözler ki ancak âşık olanların, âşka düşenlerin anlayacağı türden. Âşkın o can yakan, yürekleri burkan acısını tadanların duyabileceği türden... O sözlerin son dörtlüğünü okurken, büyük bir özleme de tanıklık edersiniz. İnsanın içini yakıp kavuran, kavuşmanın imkânsız olduğunu anlatan bir özleme…


Kavuşmak? 
Nasıl olsun ki?
Onun adı “Özleyiş”, Evelyn'se ömür boyu özleyeceği kadındır. Hayal gibi...  




1- Necip Celal Andel: Soyadını Yahya Kemal Beyatlı'nın verdiği söylenen, döneminde eserleri Avrupa ve Amerika'da çalınan, Türkiye'de Seyyan Hanım, Münir 
Nurettin Selçuk, Şecaattin Tanyerli dahil çok sayıda ünlü sanatçı 
tarafından söylenen, 1908 - 1957 yılları arasında yaşamış olan, 
Klasik Batı Müziği türünde eserleri de bulunanAtatürk'ün de 
beğendiği, bilinen ilk sözlü Türk tangosunun bestecisidir. 
2- Tiyatrodan sinemaya dönüşen "Hale Sineması"nın adsal  evrimi: Febüs, Apollon (Rumlara göre Teatron Halkidonas yani Türkçesiyle Kadıköy Tiyatrosu), 
Hale, Reks ve Rexx.


Günay Tulun